Türkiye’deki bazı dernek, birlik ve odaların sadece “happy hour” veya ideolojik düşünceleri odağındaki faaliyetleri
- Adil Can Kavcar
- 12 Haz 2024
- 3 dakikada okunur
Dünya’nın herhangi bir köşesinde kurulmuş dernek, meslek odası veya birliklerin asıl hedefleri kuruluşları aşamasında hazırlanan tüzüklerinin içeriklerinde gayet açık biçimde belirtilir.
Ve yine dünyanın herhangi bir köşesinde varlığını sürdüren bu oluşumlar tüzükleri doğrultusunda hitap ettiği kitlenin çıkarlarını ön planda tutarak toplum adına faydalı işler yapmak adına alanlarında mücadele eder.
Türkiye'dekiler hariç.
Ülkemizdeki bazı toplulukları bu liste dışında tutmamın sebeplerini somut örnekler ile açıklamadan önce aslında bu problemin (özellikle bazı oluşumlar için) ana kaynağına bir nebzede olsa değinmek isterim.
Bana göre ülkemizdeki bazı dernek, oda veya birlik faaliyetlerinde görülen yanlışlık ve noksanlıkların ana sebebi toplum değer yargıları, yapının içinde yer alan ve köşe başını tutmuş kişiler ve bunların aşıladığı hastalıklı düşünce yapısıdır.
Sosyolojik bir problem olarak inceleyebileceğimiz bu durum aslında gelişmekte olan veya az gelişmiş her toplumun taklit aristokratları ve sonradan varlık sahibi olan insanlarının ego tatminleri nedeniyle kendi düşünceleri ile paralel kişilerle belli bir oluşum kurma veya var olan bir oluşum içerisinde yer alması ile başlar.
Normal hayatta çok fazla yetkinliğe sahip olmayan, kültür ve eğitim seviyesi düşük, ideolojilerini üst perdede yaşayan, topluma hitap edebilme kabiliyeti zayıf, eş durumundan kayırılmış, statüyü bindiği araç oturduğu ev veya giydiği elbiseden elde ettiğini düşünen, eğitimli olup da sonradan edindiği değerleri üzerinde taşımayı beceremeyen, toplumdan izole bu kişilerin oluşturduğu topluluklar, gerçekleştirdiği her faaliyette sadece kendisini oluşturan belirli isimlerin ego tatmin etme ve caka satma aracı olarak hizmet vermekten öteye geçemez.
Bir dernek, birlik veya odadan paydaşlarının beklediği en temel hizmet içinde yaşadığı ülkenin kendi alanındaki tüm problemlerini çözmek üzerine çözümler üretmesidir.
Fakat özellikle ülkemizdeki bazı topluluklar bunun yerine “happy hour” adı altında gereksiz birçok harcama yapmayı, birbirine caka satmayı, hunharca yiyip-içmeyi faaliyet olarak görmeyi maalesef düstur edinmiştir.
Bazı toplulukların hali ise daha da içler acısıdır.
Sadece tek bir ideoloji altında birleşmiş ve bu sayede güçlenmiş bazı oda, birlik veya dernekler kendi düşüncesi dışındaki tüm diğer insan gruplarını (aynı meslek veya gruptan olsa dahi) dışlamayı ve bağlı bulunduğu topluluktan uzak tutmayı görev edinmiştir.
Onlara göre suyun başını kendisinden olmayana bırakmak nemalandıkları topluluktaki güçlerini kaybetmek anlamına gelmektedir.
Güç kaybı bu tarz insanlar için kabul edilemez tek şey olabilir.
Yukarıda açıkladığım ve sosyolojik açıdan problemli bu iki farklı model içerisinde bazen çatlak seslerde çıkabilir.
Bu yapılanın doğru olmadığını “sesli” olarak dile getiren istisnalar ise derhal topluluktan uzaklaştırılmak suretiyle sesleri kesilir.
Daha güzel anlaşılması açısından bu iki modelde de en bariz ve somut olarak gördüğüm birkaç örneği de sizlerle paylaşmaktan çekinmeyeceğim.
Ülke ekonomik açıdan büyük bir darboğazın içerisindeyken israf odaklı yapılan “happy hour” lar içerisinde baron ve baroneslerin rahatı bozulmaması için harici hiçbir problemin bu “hour” lar içerisinde dile getirilmediği ve hatta görmezden gelindiği somut ama acı bir gerçektir.
Kapsadığı alan içerisinde yardım edilmesi veya dile getirilmesi gereken birçok konu olmasına rağmen üyelerin geleceği balodaki kılık-kıyafet kurallarına, o gecede çıkacak sanatçının niteliğine veya menünün detayına daha çok kafa yorması somut ama acı bir gerçektir.
Hiçbir faydalı etkinlikte ön planda olmamasına rağmen bu toplulukların sırf şov yapma amacı ile sosyal medyasında gereksiz destek mesajları yayınladığı ve bu durumlar üzerinden prim kastığı somut ama acı bir gerçektir.
Kendini meslek odası olarak adlandıran yerlerde farklı ideoloji ve fakat aynı mesleğe sahip insanların yok hükmünde olduğu somut ama acı bir gerçektir.
Bu meslek odalarının ana görevinin meslektaşlarının problemlerini çözmek ve toplum içerisindeki etkinliğini arttırmak olması gerekirken ana konularından saparak sadece ideolojileri odağında ülke siyasetine yön vermeye çalışmaları somut ama acı bir gerçektir.
İdeolojik düşüncelerinin dışındaki her bir ferde kapılarının kapalı olduğunu açıkça beyan etmeleri somut ama acı bir gerçektir.
Genellikle tek görevlerinin düzenledikleri siyaset merkezli kurultaylar, meslek ile veya ilgilendiği konuyla hiçbir bağlantısı olmayan toplantılar ve yemek-içmek odaklı kokteyller olduğu somut ama acı bir gerçektir.
Kendi ideolojisine sahip olmayan üyelerin yapıcı geri bildirimlerini kale almayan, bu üyelerin sorunlarını dinlemeyen topluluğun her nedense kendi ideolojisine sahip üyelerinin aile fertlerinin vefatı, çocuğunun sünneti ve hatta doğum günlerine kadar üyelerine mesaj attığı somut ama acı bir gerçektir.
Ancak tüm bu somut örneklerden daha da acısı bu topluluk içerisinde az sayıda aklı başında ve yapılanların yanlış olduğunu gören kişilerinde dışlanma korkusu ile susmalarıdır.
Toplumumuz içerisinde bu tip insanların itibar görmesinin gerçek sebebi ise; varlık sahibi olmanın, iyi giyinmenin, pahalı arabalara binmenin ve caka satmanın gerçek aristokrasi, aydınlık ve liderlik ile karıştırılıyor olmasından ileri gelir.
Diğer gelişmiş toplumlarda temel yapı taşlarından olarak görülen dernek, birlik ve odaların ülkemizdeki hali anlaşıldığı üzere içler acısıdır.
Bunu düzeltmenin en önemli yolu toplumun algısını ve kişilerin çekirdek çevresindeki rutinleri değiştirmekten geçer.
Aynı zamanda bu değişim toplum içerisinde yer alan gerçek aydınlar ve aristokratların katılımı ile desteklenir ve sağlam temellere oturtulur.
Rutini değişen toplumun için önem arz eden noktalarda değişiklik gösterir.
Önem noktaları yeniden şekillenen toplum için artık yukarıdaki modellerde yer alan toplulukların önemi kalmaz.
Böylelikle toplum popülaritesinden dışlanan topluluklar kaybolan itibarlarını yeniden geri kazanmayı görev edinirler.
Burada da gerçek aydın ve aristokratlar devreye girerek bu yozlaşmış toplulukların hastalıklı yapılarını değiştirir ve tedavi eder.
Buda değişimi kendiliğinden getirir.
Adil Can Kavcar, Denizli, 11.06.2024
Commentaires