Türkiye'deki fosil yakıt tüketiminin ithalat-ihracat dengesine olan etkisi
- Adil Can Kavcar
- 13 May 2023
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 25 Ağu 2023
Dünya finansal olarak kategorize edildiğinde "gelişmekte olan ülkeler" sınıfında yer alan Türkiye, 1950'li yıllardan sonra tarıma dayalı ekonomi modelini bir kenara bırakarak, endüstriyel gelişime yönelmiştir.
Bu gelişim modelinin gerekliliği olarak ülkemizde fosil yakıt hemen her alanda daha çok kullanılmaya başlanmıştır.
Örneğin 1965 yılında birçok ülke petrolü aktif olarak kullanırken ayrıca doğalgaz kullanımına başlamış olmasına karşın Türkiye o dönemde halen kömür ağırlıklı enerji tüketmekteydi.
Fosil Yakıt Türü | Dünya'daki Tüketim (TWh) | Türkiye'deki Tüketim (TWh) |
Petrol | 17.990 | 42 |
Doğalgaz | 6.304 | 0 |
Kömür | 16.140 | 43 |
Toplam Tüketim | 40.434 | 85 |
Tablo-1: 1965 yılı Fosil Yakıt Tüketim Değerleri (Dünya ve Türkiye Karşılaştırmalı) (1)
Tablo-1'de de görüldüğü üzere 1965 yılının Türkiye'si dünya genelinde kullanılan toplam fosil yakıtların sadece % 0,21'lik bir dilimini tüketmekteydi.
O yıllarda ülkemizde enerji ihtiyacının büyük bir kısmının kömür ve petrolden karşılandığı da açıkça görülmektedir. Doğalgazın ise henüz Türkiye'de tercih edilen bir bir fosil yakıt konumunda değildir.
Takip eden yıllardan bugüne kadar ise endüstriyel gelişimler, evlerdeki kullanım kolaylığı, toplu taşıma araçlarına entegrasyonu ve elektrik enerjisi üretimindeki avantajından ötürü doğalgaz kullanımı ciddi bir artış göstermiştir.
2021 yılına gelindiğinde ise Türkiye'nin fosil yakıt tüketim değerlerinin Dünya'daki tüketim trendlerinin üstünde bir artış gösterdiği açıkça görülmektedir.
Fosil Yakıt Türü | Dünya'daki Tüketim (TWh) | Türkiye'deki Tüketim (TWh) |
Petrol | 51.170 | 525 |
Doğalgaz | 40.375 | 573 |
Kömür | 44.473 | 484 |
Toplam Tüketim | 136.018 | 1.582 |
Tablo-2: 2021 yılı Fosil Yakıt Tüketim Değerleri (Dünya ve Türkiye Karşılaştırmalı) (1)
Tablo-2'de görüleceği gibi Türkiye sadece aktif doğalgaz kullanımına geçmemiş aynı zamanda bu kategoride Dünya'da en çok tüketim gerçekleştiren 15. ülke konumuna gelmiştir.
Dünya'daki toplam fosil yakıt tüketimine oranla ise ülkemizdeki tüketim 1965'den 2021 yılına kadar geçen 56 yıllık süreçte %0,21'den %1.16'ye ulaşarak 5.54 katlık bir atış göstermiştir.
Endüstriyel gelişmeler neticesinde sanayideki enerji ihtiyacı arttıkça fosil yakıtlara duyulan talep de yıllar geçtikçe artmış ve artmaya devam etmektedir.
Ayrıca Türkiye'de hala milyonlarca taşıt fosil yakıtlar ile çalışmaktadır.
Fakat ülkemizde az miktarda bulunan kaynaklardan elde edilen fosil yakıtlar ile mevcut ihtiyaç karşılanamaz durumda olduğu da bilinen bir gerçektir.
2022 yılında Türkiye'de ayrıca elektrik enerjisi elde edilmesi için bile kaynak olarak ciddi oranda fosil yakıt kullanılmaktadır.
Kaynak | Türü | Üretilen Elektrik Enerjisi | Ulusal Elektrik Üretimindeki Payı |
Kömür | Fosil Yakıt - Yurtiçi | 112,83 TWh | 34,6 % |
Doğalgaz | Fosil Yakıt - İhraç | 72,39 TWh | 22,2 % |
Hidrolik Enerji | Yurtiçi | 67,18 TWh | 20,6 % |
Rüzgar | Yenilenebilir - Yurtiçi | 35,21 TWh | 10,8 % |
Jeotermal | Yenilenebilir - Yurtiçi | 15,32 TWh | 4,7 % |
Diğer Kaynaklar | - | 12,07 TWh | 3,7 % |
| Toplam | 326,1 TWh | 100 % |
Tablo-3: 2022 yılı Türkiye'deki Elektrik Üretim Kaynakları (2)
Tablo-3 üzerinden de görüleceği gibi elektrik enerjisi üretiminin 22,2 %'lik önemli bir kısmında da kaynak olarak doğalgaz kullanılmaktadır.
Yine İstatistik Kurumu verileri incelendiğinde ülkemizde 2022 yılı itibari ile trafiğe kayıtlı 26.482.847 araç bulunmaktadır.
Bu araçlarının 98%'sinin fosil yakıt bazlı motorlar ile çalışan araçlar olduğu ve trafiğe kayıtlı araçların yaş ortalamasının 14.8 olduğu düşünüldüğünde (Bu bilgi eski nesil yakıt tasarrufu sağlamayan motorlara sahip araçların ağırlıkta olduğunu ortaya koyar.) toplamda bu taşıtlar için tüketilen fosil yakıt miktarının devasa boyutta olduğu da açıktır.
Ayrıca 2018-2022 yılları arasındaki 5 yıllık periyot bile ele alındığında ithalattaki artış oranı ile fosil yakıt kullanımındaki artışın doğru oranda olduğu görülebilir.
Dönem | Toplam İthalat Verisi (Milyar $) | Fosil Yakıtlar vb. Ürünlerin İthalatı (Milyar $) | Fosil Bazlı Yakıtlar vb. Ürünlerin Toplam İthalattaki Payı |
2018 | 223,05 | 43,00 | 19,28 % |
2019 | 210,35 | 41,73 | 19,84 % |
2020 | 219,51 | 28,93 | 13,18 % |
2021 | 271,42 | 50,69 | 18,68 % |
2022 | 363,71 | 96,55 | 26,54 % |
Tablo-4: 2018 - 2022 yılları arası yıl bazında fosil yakıt ithalatının o yıldaki toplam ithalata etkisi (3)
Tablo-4 üzerinde de görüldüğü gibi Türkiye'de fosil yakıt vb. ürünlerin ithalatı her zaman yapılan toplam ithalattaki en büyük paya sahip olmuştur.
Tüm bunların yanında rakamlar yıldan yıla değişiklik gösterse bile oransal olarak 14-26 % arasında kalmaktadır.
2022 yılında Türkiye'nin toplam ithalat gideri 363 milyar $ olarak kayıtlara geçmiştir. Bunun yaklaşık olarak 96,5 milyar $'lık en büyük dilimi ise fosil yakıt vb. bazlı giderlerden kaynaklanmaktadır.
Orana vurulduğunda fosil yakıt ithalatı ülkemizin toplam ithalat rakamının tek başına 26,54 %'sine denk gelen en büyük gider kalemidir.
Ayrıca ülkemiz fosil yakıt kaynakları açısından kendi kendine yetememek ile birlikte neredeyse 85 % oranında dışa bağımlıdır.
Yine 2022 yılı ele alındığında Türkiye'nin ihracat geliri ise toplamda yaklaşık 254,2 milyar $ olarak kayıtlara geçmiştir.
Yani 2022 yılında ülkemizin ithalat/ihracat dengesi -108,8 milyar $'dır.
Bu bizim 2022 yılında yurt dışına 108.8 milyar $ çıkardığımızı gösterir.
Rakamlardan yola çıkarak tek başına sadece enerjide dışa bağımlılığı yok edebilecek hale gelmemiz bile neredeyse ülkemizin ithalat/ihracat dengesinin sağlanmasına yani yurtdışına fazladan döviz çıkışının engellenmesine sebep olacaktır.
Fakat bu fosil yakıtlara bağımlı ve yine fosil yakıt özelinde yer altı kaynakları fakir bir ülkede nasıl mümkün olabilir?
1. çözüm : Avrupa-Güney Kore modeli sanayileşme ve yüksek katma değerli ürün üretimi
Avrupa coğrafyasının endüstriyel olarak gelişmiş ülkeleri, bunun tam aksine fosil yakıt kaynakları açısından da oldukça fakirdir.
Özellikle Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre ve İrlanda gibi kuzey ülkeleri teknoloji açısından dünya ortalaması üzeri gelişim göstermesine rağmen hem konumları hem de endüstrilerindeki gelişim sebebi ile dünyada enerjide en fazla dışa bağımlı ülkeler olarak bilinmektedir.
Buna rağmen sanayideki gelişmeler ışığında ürettiği ürünlerin katma değerinin yüksek olması ve gerçekleştirdikleri başarılı ihracat operasyonları ile neredeyse her biri enerji ithalatından kaybettikleri paranın daha fazlasını ihracat geliri ile elde etmektedir.
Ülke | 2022 yılı İhracat Verisi (Milyar $) | 2022 yılı İthalat Verisi (Milyar $) | Denge (Milyar $) |
Almanya | 1.656 | 1.572 | + 84 |
Hollanda | 966 | 898 | + 68 |
Norveç | 270 | 107 | + 163 |
İsveç | 198 | 202 | - 4 |
İrlanda | 214 | 146 | + 68 |
İsviçre | 402 | 357 | + 45 |
Tablo-5: 2022 yılında endüstriyel gelişimini tamamlamış ülkelerin ithalat/ihracat verileri (4)
Tablo-5'de görüldüğü gibi endüstriyel gelişimini tamamlamış 6 ülke ihracat/ithalat dengesini sağlamış, hatta bazı ülkeler ihracat fazlası bile vermiştir.
Burada ülkemizin uygulaması gereken politika yukarıdaki 6 ülke ile aynı olabilir.
Enerji maliyetlerinin bütçe üzerindeki yükünün yok edilmesi için dünyadaki teknoloji ve sanayideki gelişim trendleri yakalanmalı, uluslararası faaliyetler gösterebilecek firmalar yaratılmalı ve daha çok katma değerli ürün üretilmeli ve ihraç edilmelidir.
Üretilen katma değeri yüksek ürünler için dünya pazarında yer edinilmeli ve ihracat için uygun ortam sağlanmalıdır.
Bu sayede ülkenin ithalat/ihracat dengesi gün geçtikçe artı yönde ivme kazanarak bu alandaki denge sağlanabilir.
Fakat unutulmamalıdır ki bu yöntem kısa vadede hayata geçirilemez.
Tüm bunların başarılabilmesi için ciddi yapısal reformların gerçekleştirilmesi, kesin hukuk üstünlüğünün her kesim tarafından kabul edilmesi, aile yaşantısı değişimi, eğitim faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi, kültür-sanat faaliyetlerinin arttırılması, bilimsel araştırmaların derinlik kazanması gibi bir çok alanda değişimler gerekmektedir.
Yukarıdaki 6 ülkenin endüstriyel gelişimini tamamlaması için kararlılıkla geçirdiği süre ortalama 40 ile 60 yıl arasındadır.
Zor ama kesin çözüme dayalı bu modelin uygulanması ile endüstriyel gelişim sağlanır fakat bununla birlikte tarımsal faaliyetler önemli ölçüde durma noktasına gelir.
Ülke temel tüketim maddeleri konusunda tamamen dışa bağımlı hale gelmesine karşın uluslararası markaları ve sağladığı yüksek katma değerli ürünler ile bu açığı fazlasıyla kapatabilir.
2. çözüm : Tarıma dayalı ve içe dönük denge ekonomisi
Bu çözüm 1950'lerin Türkiye'sine benzer bir politika uygulanması anlamına gelir.
Çözümde olabildiğinde tarıma dayalı üretim yapılması ve teşvik edilmesi esastır.
Bunun yanı sıra gelişim sınırlandırılarak daha kontrollü bir büyüme benimsenmiştir.
Mümkün olduğu kadar halkın ihtiyaçları ülke imkanları ile karşılanmaktadır.
Bu sayede dış dünya ile bağlantı kısmi olarak kesilir ve dolayısı ile kendi kendine yeten bir ülke görünümü elde edilir.
Tüm yapılan girişimler neticesinde ülke ithalat/ihracat dengesi sağlanır.
Fakat tarıma dayalı ve kapalı bir çözüm günümüzde büyük oranda uygulanabilirliğini kaybetmiştir.
Bunun sebebi artık ülkenin nüfusunun 1950'lerdeki gibi 20 milyon değil, neredeyse 90 milyon olmasıdır.
Günümüzde böylesine büyük bir kitlenin ihtiyaçları ülkenin iç kaynakları ile karşılanamaz.
Ayrıca bulunduğumuz çağda her ülke muhakkak dışa dönüş olarak hareket etmek zorundadır.
Dünya'da mesafelerin kısalması ile artık ne, nerede uygun ise oradan alınmakta ve daha uygun maliyetlere getirilmektedir.
Mevcut durumda bu trende uyum sağlamama büyük bir yıkıma yol açabilir.
3. çözüm : Yenilenebilir Enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, enerjide dışa bağımlılığın önüne geçilmesi
Aslında metodoloji bakımından bu yöntem ile 2. yöntem arasında neredeyse hiçbir fark yoktur.
Ülkenin en büyük ithalat gideri kalemi olan fosil yakıt ihtiyacının azaltılmasına dayalı bir ekonomik model ancak ülke içerisinde geliştirilecek yenilenebilir enerji çözümleri ile gerçekleştirilebilir.
Bu 1. çözüme göre daha kısa sürede gerçekleştirilebilir. Fakat ülkedeki nüfus ve dolayısı ile ihtiyaç duyulan enerji arttıkça kısa sürelide olsa etkili olacağı ön görülen bu çözüm uzun vadede tekrar etkinliğini yitirmesi olasıdır.
Tüm bu çözümler ele alındığında aslında bir seçim yapmaktan çok her modelden işe yaradığı kadarını alarak kendi çözümümüzü oluşturmak yoluna gidilebilir.
Çünkü Türkiye; genç nüfusu, coğrafyası, toprak yapısının elverişliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının bütünüyle kullanılabildiği bir alan oluşundan ötürü üç modelinde faydalı taraflarının kullanılabileceği nadir ülkelerden biridir.
ilk model ana tema olarak kabul edilmesi ile birlikte ikinci modeldeki tarım politikası ve üçüncü modeldeki yenilenebilir enerji modeline geçişin aynı anda uygulanması ile bir taraftan uluslararası şirketlerin ortaya çıktığı ve yüksek katma değerli ürünlerin ihraç edildiği bir ülke konumuna gelinirken, diğer bir taraftan son yıllardaki tarıma dayalı dışa bağımlılığın önüne geçilebilir.
Tüm bunlar olurken ülkedeki fosil yakıt bazlı çalışan endüstriyel teşebbüsler haricinde ayrıca kara, deniz ve hava taşıtlarının elektrik enerjisi ile çalışan modellerine kademeli olarak geçiş sağlanması teşvik edilebilir.
Alan yeterliliği, güneşlenme süresi, rüzgar kapasitesi ve diğer alternatif yenilenebilir enerji kaynakları yeterliliğinden dolayı ihtiyaç duyulan enerjinin önemli bir oranı da yenilebilir kaynaklardan karşılanabilir.
Tüm bunların aynı anda uygulamaya koyulması ile Türkiye, sadece ithalat/ihracat dengesi sağlayan ve enerjide kısmi olarak dışa bağımlılıktan kurtulan bir ülke konumuna gelmez, aynı zamanda endüstriyel dönüşümünü ve reformlarını tamamlamış, ihracat ivmesi pozitif yönde artış göstermiş ve tüm bunları sürdürülebilir hale getirmiş bir ülke olmayı başarır.
Adil Can KAVCAR, 13.05.2023
Kaynak :
Comments