top of page

İki Zıt Kutup; Mustafa Kemal ve İsmail Enver

  • Yazarın fotoğrafı: Adil Can Kavcar
    Adil Can Kavcar
  • 27 Nis 2022
  • 7 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 14 Eki 2022

Kaybedilmeden önce, Selanik ve Manastır Osmanlı Devleti’nin en entelektüel, dışa dönük, hareketli ve neredeyse tüm imkanlarının fazlası ile bulunduğu iki şehirdi.


Bu şehirler sadece yaşam merkezi değil, daha fazlasıydı.


Genç ve bir şeylerin değişmesi için mücadele eden her birey ve oluşum da bu bölgelerdeydi.


Özellikle askeri okullar içerisinde bulunan gençler Abdülhamid döneminin baskıcı tutumuna karşılık okullara gizlice Fransızca dergiler, kitaplar sokmakta ve bunları yaymaktaydı.

Vatan Şairi Namık Kemal, düşünceleri ve şiirleri ile o dönemin ateşli subay adaylarının duygularına tercüman oluyordu.


Şiirleri hemen her genç subayın dilindeydi.


Devletin gidişatının kötüye gittiğini bilen topluluklar arasında hitabet yeteneği ve liderlik karizması ile bazı subay adayları daha okul yıllarında dikkat çekmeye başlamıştı.


Özellikle askeri okul yıllarında Mustafa Kemal gibi bazı subaylar gizlice dergi çıkarıyor bu dergi kurulan organizasyon ile diğer arkadaşlarına dağıtılıyordu.


Mustafa Kemal’in kurmay olmak için gittiği Erkanıharp (Harp Akademisi) içerisinde yapmış olduğu bu faaliyetler ve konuşmaları akademi müdürü Rıza Paşa’nın kulağına kadar gitmişti.


Fakat Rıza Paşa bu ateşli genci içten içe takdir ediyor ve yaptıklarını genelde görmezden geliyordu.


Birçok kez askerlikten atılma durumuna gelmesine rağmen Rıza Paşa kendisini ve arkadaşlarını kurtarmıştı.


Mustafa Kemal’in eğitim hayatı bu şekildeydi.


Derslerine önem verdiği kadar ülkenin nereye gittiğini de daha o dönemde iyi analiz edebiliyordu.


Uğrunda çoğu zaman askerlikten atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı mücadelesi, daha öğrenim yıllarında başlamıştı.


Yapı olarak, çalışkandı, aykırıydı, isyankardı, katıldığı ortamlarda kendisini göstermeyi seviyordu.


Dışa dönüktü, gazinolara gider, arkadaşları ile eğlenir, siyaset ve memleket meselelerinde konuşmaktan çekinmez ve korkmazdı.


Yalnız çözüm adamıydı. Daha o yaşlarda olayların sadece oluşunu değil, sonuçlarını da değerlendirirdi.


Ona göre önemli olan sadece icraat yapmak değil, yapılan o icraatın devamlılığıydı.


İsmail Enver ise İstanbul yani dolayısı ile başkentte büyümüştü.


O dönemde aristokrat sayılabilecek bir ailesi vardı.


Yaşının küçük olmasına rağmen 1889 yılında Manastır Askeri rüştiyesine kabul edildi.


Daha sonra 1893’de Manastır Askeri İdadisi’ne girdi.


Derslerinde çok başarılı değildi ancak sessizliği ve terbiyesi ile hocalarının gözüne girmişti.


Fakat onunda harp okuluna başladığında ise eski sessizliği kayboldu, daha gözü pek, kararlı, siyasi konularda yorumlar yapan, eleştiren biri haline geldi.


Tabi ki bu yapıya bürünmesinin ana sebeplerinden birisi onun da gizli gazetelerle, ateşli nutuklarla ve Namık Kemal ile tanışması ile oldu.


Avrupa’dan gelen Genç Türklerin yayınları elden ele dolaşıyor ve bu akım içerisinde Enver’in karakteri de tüm diğer genç subaylar gibi yeniden şekilleniyordu.


Tabi ki çok geçmeden Enver ve arkadaşlarının faaliyetleri de jurnalciler tarafından ortaya çıkarıldı.


Harp Akademisinde bir gece yat borusundan sonra Amcası Halil Bey ile birlikte tutuklandılar.

Önce okulda sorgulandılar.


Sonrasında Yıldız Sarayı’na sevk edildiler.


Orada İstihbarat şefi Kadri Bey tarafından sorgulandılar.


En nihayetinde üzerlerine atılan düzmece suçlamalardan aklandılar ve serbest bırakıldılar.


Enver yapısı gereği dışa dönük birisi hiç olmadı.


Her zaman ağır başlı, mutaassıp bir hayatı benimsemişti.


Fakat gözü kara ve silahşör diyebileceğimiz bir yapıya sahipti.

Eylem adamıydı. Sonrasını çok düşünmemesine karşın o an gereken neyse yapar geçerdi.


Nitekim daha sonra 40 kişi ile yapacağı Babıali Baskınında bunu yakından göreceğiz.


İki genç subay, farklı görüşler, ilk ihtilaf


Aslında arkadaş olabilselerdi yetenekleri ve kişilikleri gereği birbirlerini iyi biçimde tamamlayabilecek bu iki farklı geleceği parlak subay, aksine birbirlerinden daha ilk günden beri hiç haz etmedi.


Zaman geçtikçe bu ihtilaf daha da büyüyecekti.


1907 yılından başlayarak 1922 yılına kadar ihtilaf, ancak İsmail Enver’in Tacikistan’da atıldığı bir macera esnasında Rus kuvvetleri tarafından şehit edilmesi ile son bulacaktı.


Biz olayları başından inceleyelim.


Mustafa Kemal’in Şam’da Mustafa Elvan Cantekin ve Müfit Özdeş ile 1906 yılında kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti daha sonra Selanik’te de teşkilatlandı.


1907 yılında ise cemiyet o dönemin parlayan yıldızı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne Ömer Naci’nin tavsiyesi üzerine katılmıştı.


Cemiyete girilmesi ile birlikte, toplantılara arkadaşı Ali Fuat Cebesoy ile birlikte faal olarak katılan Mustafa Kemal, cemiyetin yürüttüğü politikaları eleştirmişlerdi.


Cemiyetin ihtilal siyasetini çok yetersiz bulurlar.


İhtilal sonrası için bir planlarının olmayışı yani yapılacak olan icraatın devamının gelmeyecek oluşu onların en çok eleştirdiği konu olur.


Bu yüzden cemiyettin kara listesine alınırlar.


Mustafa Kemal’e taşra ile merkez teşkilatı arasında “rehberlik” görevi verildi.


Rehberlik görevi o dönemde gözden düşmüşlere verilen bir görevdi.


Enver cephesinde ise her şey yolundaydı.


İttihat ve Terakki’nin merkezinde parlayan bir yıldızdı.


Çevresinde aralarında Yakup Cemil gibi ünlü silahşörlerin bulunduğu 10 kişilik gözü pek ekibi ile çevreye korku salan ve aynı zamanda cemiyette saygınlık kazanan bir kişi haline gelmişti.


Enver askeri ve siyasi alanlarda ileri görüş ve sezgi bakımından zayıftı.


Bu zayıflığı güç, şöhret ve kaba kuvvet ile örtüyordu.


Fakat ilerde bu görüş ve sezgi problemleri onunla birlikte koskocaman bir orduyu çöküşe götürecekti.


Buna karşın Mustafa Kemal’in ileri görüşlülüğü sayesinde aynı ordu çöküşten kurtulacak ve yeni bir devlet kurulacaktı.


Enver Mustafa Kemal’in dışa dönüklüğünü, açık sözlülüğünü ve yaşam tarzını açıkça eleştirir ve doğru bulmazdı.


İkili arasındaki ihtilaf ilk olarak burada başladı.


Enver’in çevresinde dışa dönük olan ve sivrilen, eğlenen, açık sözlü ve batıya dönük bir subaya yer yoktu.


Bu yüzden Mustafa Kemal’den daha ilk tanışmalarında haz etmemişti.


Buna karşılık Mustafa Kemal’de dost meclislerinde Cemiyeti, liderlerini (ve dolayısı ile Enver’i) açıkça eleştirmekten çekinmezdi.


Enver saltanata ve hilafete bağlıydı.

Mustafa Kemal ise daha o yıllarda bunların yıkılmasını gerektiğini söylüyordu.


23 Temmuz 1908’de İhtilal oldu.


İttihat ve Terakki görünürde iktidar olmasa bile fiilen iktidardı.


Binbaşı Enver “Hürriyet Kahramanı” ilan edildi.


Neredeyse her yerde onun posterleri vardı.


İhtilalin yıldızıydı.


Fakat Hürriyet ilanından sonra geri planda bırakılmış Mustafa Kemal’in düşünceleri doğru çıkmıştı.


Cemiyet, hürriyetin devamlılığı ve selameti için bir plan yapmamıştı.

Hürriyet ilan edilmiş ve kenara çekilmişti.

Ayrıca ordu düzeni de bozulmuştu.


Mustafa Kemal bu noktada siyaset işleri ile uğraşan subayların ordudan istifa etmesi gerektiğini ve sivil olarak bu görevlerde bulunmaları gerektiğini düşünüyor ve söylüyordu.


Bu görüşleri ile de merkezden tepkileri topluyordu.


Merkezden uzaklaştırılması için Trablus’a gönderilmek istendi.


Vatan görevi diyerek kabul etti.


Orada da kendini ispatladı, yerel çeteler ile görüştü.


İsyancıları yıldırdı.


Trablus’a ilk geldiğinde yatacak yer bile gösterilmeyen Mustafa Kemal, sonrasında düzeni sağlayan, sözü geçen bir adam olarak yıldızlaştı.


Trablus görevi bittikten sonra Mustafa Kemal cemiyet işlerini bırakarak mesleğine ağırlık verdi.


Zaten cemiyet içerisinde sürekli geri planda bırakılmaktan bıkmıştı.


Derken 31 Mart olayları patlak verdi.


Olayları bastırmak için hareket ordusu görevlendirildi.


13 Nisan 1908’de Hareket Ordusu komutanlığına atanan Hüsnü Paşa’nın kurmay heyetinde Mustafa Kemal’de yer aldı.


Ordu İstanbul’a girmek üzere iken kurmay reisliğine kadar yükseldi.


Fiili olarak Mustafa Kemal’inde liderliğinde İstanbul’a girip isyan bastıracak Ordu’ya Hadımköy civarında gönüllü birliklerde katıldı.


İsyanın bastırılacağı kesindi.


Fakat tam bu anda Mahmut Şevki Paşa’nın emri ile ordunun kurmay reisliği görevine Mustafa Kemal’in yerine Enver atandı.


Yeşilköy’de Enver görevi devraldı.

Neredeyse iş bitmişken Enver resmen hazıra kondu.


Hareket ordusu İstanbul’a girdi.


Abdülhamid tahttan indirildi.


Enver yine kahraman (!) olmuştu.


Sonrasında yaşanan Balkan savaşlarında ülke ve ordu büyük darbe yedi.


Selanik, Manastır başta olmak üzere birçok Trakya şehri kaybedilmişti.


Ülke 1913’e kadar çok büyük badirelerden geçti.


1913’e gelindiğinde ise Babıali Baskını olayı gerçekleşti.


Gidişatın kötülüğünden meclisi sorumlu tutan Talat Paşa’nın planı ile Enver liderliğinde 40 kişilik bir ittihatçı silahşör grubu meclisi bastı.


Enver meclise kadar beyaz bir at üzerinde geldi.


İçeri daldı, ardı arkasına silahlar patladı.


Birçok devlet adamı öldürüldü.


Sadrazam görevi bırakmak zorunda kaldı.


Bu olay Enver’in merkezdeki şöhretini iyice arttırdı.


Enver Bey bu olaylar ve artan şöhreti ile, 1913 yılında Albay rütbesine yükseltildi.

Bundan 14 gün sonra Tuğgeneral oldu.


Artık o Enver Paşa’ydı.


Sonrasında 1915 yılı içerisinde 2 kez daha rütbe atlayarak Korgeneralliğe kadar yükseldi.


Bu rütbe atlayışlarında 1914 yılında Padişah Abdülmecid’in torunu Naciye Sultan ile evlenmesinin de etkisi olmuştu.


34 yaşında korgeneral rütbesi alan Enver’e karşılık, Mustafa Kemal 1913 yılında yarbaylık rütbesine yükseltilecekti.


Fakat 1915 itibari ile bu sefer öne çıkma sırası Mustafa Kemal’indi.


Özellikle birinci dünya savaşında göstermiş olduğu üstün başarılar sadece kendi ordusunun kurmaylarının değil, müttefiki oldukları Alman Ordusunun üst düzey subayları tarafından da fark edilecekti.


Onu parlatan asıl olay ise Çanakkale Kara Savaşlarıydı.


Gelibolu’da oluşturulan 5. Ordunun başına Alman Mareşal Liman von Sanders getirildi.


Yarbay Mustafa Kemal Bey’de 19. Tümen komutanlığına atandı.


Savaşın en yoğun zamanında Arıburnu bölgesinden çıkartma yapılacağını sezen Mustafa Kemal durumu ordu komutanına bildirdi fakat yanıt alamadı.


Yine de 57. Alayı bölgeye gönderdi.


Fakat öncü birlikler o sırada düşmandan kaçmaktaydı.


Öncü birliklerin bıraktıkları bölgeyi düşmanın zapt etmesi her şeyin bitmesi anlamına gelecekti.


Bunu bilen Mustafa Kemal birliklerin önünü keserek “Düşmandan kaçılmaz, merminiz yok ise süngünüz var.” dedi.

Askerlere süngü taktırıp yere yatırınca düşman da bulunduğu mevkide sipere yattı ve orada kaldı.


Böylelikle 57. Alayın gelmesi için zaman kazanıldı.


Bu alay kahramanca savaşarak tamamı şehit oldu.


Bu sayede diğer birlikler savaş alanına yetişti.


Kara savaşlarının kazanılmasında bu olay ve Mustafa Kemal’in cepheyi iyi okuması, ileri görüşlülüğü oldukça etkili oldu.


1 Haziran 1915’de Albay rütbesine yükseltildi.


Enver’in aksine rütbeleri savaş meydanında kazanıyordu.

Ardından Anafartalar Grup Komutanı oldu.


Birçok çıkarmayı yapmış olduğu başarılı taarruzlar ile püskürttü.


Birçok taarruzu bizzat kendisi yönetti.


Savaş sonrasında Mustafa Kemal artık bir millet için “Anafartalar Kahramanı” oldu.


Enver Paşa cephesinde ise durum pek iyiye gitmiyordu.


İttihat ve Terakki siyasi olarak zayıflamaya başlamıştı.


O dönem Harbiye Hazırlığı görevini yürüten Enver Paşa, Doğudan işgale başlayan Rus kuvvetlerini engellemek amacıyla Sarıkamış Harekâtını başlattı.


Harekatın yönetimini olduğu gibi kendi eline aldı.


Ocak 1915’de zorlu kış şartlarına hazırlıksız yakalanan 90.000 kişilik ordunun birçoğu donarak şehit oldu.


Enver Paşa komutanlığı bırakıp İstanbul’a döndü.


İstanbul basınında uzun süre harekât ile ilgili yazı yazılması yasaklandı.

Bu başarısızlık sonrasında (!) rütbesi Eylül 1915’de korgeneralliğe yükseltildi.


Mustafa Kemal ise Çanakkale Savaşından sonra Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı.


1 Nisan 1916'da Tümgeneralliğe getirilerek Mustafa Kemal Paşa oldu.


Doğu cephesinde Rus kuvvetlerini püskürttü.


Muş ve Bitlis'i Rus işgalinden kurtardı.


Tarihler 1918’i gösterdiğinde 1. Dünya savaşında yaşanan yenilginin de etkisi ile Talat Paşa kabinesi istifa etti.


Enver Paşa’nın Harbiye Nazırlığı görevi sona erdi.


İngilizler İttihat ve Terakki üyeleri hakkında yakalama kararı çıkarttı.


Enver Paşa yurt dışına kaçtı. Rusya’ya geçtikten sonra Divan-ı Harp, rütbelerini geri aldı ve ölüm cezasına çarptırıldı.


1 Ocak 1919’da askerlikten ihraç edildi.


Maceraperestlik, şöhret ve olayları iyi okuyamamak koskoca bir cemiyeti, bir partiyi ve bir adamı adeta yok etmişti.


Aynı yıl Mustafa Kemal Paşa ise 3. Ordu müfettişi olarak atandı, Samsun’a hareket etti.


Buradan başlayarak, yıkıntılar içindeki bir ülkeyi, bitmiş bir orduyu ve bezmiş bir halkı yeniden ayağa kaldırdı.


Ordudan atılması ve idam kararının çıkarılmasına rağmen ikna kabiliyeti, liderlik vasfı ve samimiyetinden ötürü çevresinde ki arkadaşları onu yalnız bırakmadı.


Millî mücadeleye başladı, kazanmaya olan inancı tamdı.

Fakat bu mücadele esnasında Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda doğuda Rus desteği ile Kafkas bloğunun kurulması ve olası bir işgal faaliyetinden çekiniyordu.


Ayrıca Enver’in Anadolu’ya gelme tehlikesi de vardı.


Bu yüzden Kurtuluş Savaşının en çetin zamanlarında batıda ihtiyaç duyulmasına rağmen Kazım Karabekir ve ordusu doğuda bu olayları bastırmak için uğraştı.


Yani Enver, milli mücadele dönemde de onun için hep bir tehlike olmaya devam etti.

Ankara’da mecliste bile birçok adamı vardı.


Muhalefetin temsilcileri ile ilişkileri vardı.


Çevresindeki insanlar onun Mustafa Kemal yerine yeni lider olabileceğini telkin ediyordu.


Üstelik kendisi Mustafa Kemal’e yazdığı bazı mektuplarda bu cüretini açıkça bellide ediyordu.


Mektupta milli mücadeleye katılmak istediğinden bahsediyor ve kendisine önyargı ile bakıldığından söz ediyordu.


Daha sonra kendine hâkim olamayarak “vaziyet hasıl olduğunda geliriz, işte o kadar!” deyip kestirip atıyordu.


Sakarya Muharebesinin kazanılması ile birlikte Anadolu’ya geçme umutlarını yitiren Enver, Türk devletlerinin birleşmesi ve Turan’ın kurulması için mücadeleye başladı.


Neredeyse kazanılması imkânsız olan bu mücadele esnasında 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’da Ruslar ile girilen bir çatışmada şehit edildi.


Kendisinin ölümü ile birlikte 1907’den bu yana devam eden ihtilaf da son bulmuş oldu.

Enver Paşa’nın ölüm haberini alınca çevresindeki herkes sevineceğini düşünürken aksine Mustafa Kemal Paşa, “Enver güneş gibi doğmuş, bir gurub ihtişamı ile batmıştır. Arasını tarihe bırakalım.” diyerek olası dedikoduların önüne geçti.


Comments


İletişim

Gönderini aldım, teşekkür ederim.

Sitenin tüm hakları Akdeniz Dergi'ye aittir.

bottom of page