top of page

Türk Aydınlarının Konfor Alanlarından Çıkma Korkusu ve Toplumdan İzole Olmaları

  • Yazarın fotoğrafı: Adil Can Kavcar
    Adil Can Kavcar
  • 16 Mar 2024
  • 3 dakikada okunur

Ülkemizin içerisinde bulunduğu ve herkes tarafından açıkça bilinen sorunlar geçmişe bakıldığında aslında Dünya’nın her köşesinde her ülkede görülebilen problemler ile aynı doğrultuda olduğu açıktır.


Kısaca özetlemek gerektiğinde bugün gittikçe ciddileşen düzensiz göç ve göçmen problemi, genç beyinlerin ülkeye olan inançlarını yitirerek Avrupa ülkelerine giderek orada çalışmayı tercih etmesi, şuanda yaşanan ve orta-uzun vadede daha da etkilerini arttıracağı ön görülen ekonomik problemler, eğitim sisteminin çökmesi, eğitici yetersizliği, toplumsal eğitim seviyesinin gittikçe düşmesi, faal okur-yazarlık seviyesindeki düşüş, üretim ekonomisi yerine tüketim ekonomisinin benimsenmesi, toplumun ayrıştırılması ve bazı kesimlerin bir fanus içerisindeki yaşamı, ülkemizdeki adalet sisteminin derinden sarsılması ve adalete olan güvenin gittikçe azalması, kamu ve özel sektörde ciddi biçimde ağırlığını hissettiğimiz liyakatsizlik, yine kamu ve özel sektördeki tutarsız yönetim biçimleri, adamcılık, laik-demokratik düzenin bozulmasına ve yozlaşmasına sebebiyet veren ve ayrıca ülkemiz gençlerinin düşüncelerine (aynı zamanda yaşam biçimine) derinden nüfuz etmiş tarikatların etkisinin günden güne artması gibi problemler ülkemizin gündemini meşgul eden başlıca sorunlarımızdır.


Fakat bir önceki paragrafta da belirttiğim gibi tüm bunlar aynı zamanda yazılı tarihin çeşitli periyotlarında hemen her medeniyet ve toplumda da görülmüştür.


Norveç, Fransa, Finlandiya, Almanya, Küba, Kanada, Polonya, Birleşik Devletler, Güney Afrika, Avusturya gibi ülkelerin toplumları ülkelerindeki aydınların ışığında belirtilen problemler ile sistematik ve sabırlı olarak mücadele ederek ayakta kalabilmiş iken, tüm suçu topluma yükleyerek mücadeleden kaçan ve sorunlara yüzeysel çözüm bulanların mensup olduğu devletler ise yok olmuşlardır.


Aydın kimdir? Toplumdaki rolü nedir?

Tanımına bakacak olursak aydın “toplumsal sorunlara karşı çözümler bulmak için gerekli bilgi ve belgeyi yine toplum içerisinden toplayan ve nihayetinde elde ettiği pozitif çözümleri topluma liderlik ederek uygulayan kişi” olarak özetlenebilir.


Peki bu cümleden nasıl bir anlam çıkarılabilir?

Aydın, toplumu sürekli eleştiren kişi değildir, olamaz.


Evet, toplumsal olaylara eleştirel göz ile bakarak yorumlayabilir ancak temelde asla bir “çığırtkan” değil, aksine iyi bir sorun çözücüdür.


Aydın toplumsal sorunlar üzerine kafa yorar.


Toplumdaki görevi; halkın sorunlarının asıl nedenlerini tespit etmek, elde ettiği sebeplere karşı en uygun çözüm yöntemlerini araştırmak ve bulduğu çözümü tekrar topluma nüfuz ederek empoze etmek ve sorunu kökten çözmektir.


Yani aydının görevi toplumla başlar, toplum içinde şekillenir, toplumla olgunlaşır ve toplumla son bulur.  


Bu yüzden aydın toplumdan ayrı yaşayamaz ve düşünemez.


Türkiye’deki mevcut aydınlar bu tanıma ne kadar uyar?

İçinde bulunduğu topluma uzak aydınlar aslında yetişmiş personelin veya iyi bir yol göstericinin olmadığı yerde kötü birer taklitten ibarettir.


Günümüz Türkiye’sinde her şeyi eleştiren ancak eleştirdiklerine çözüm getirmekten sakınan, kendi konfor alanından çıkıp toplum içine karışmayan, irtibatta olduğu ve daha çok kendisine benzeyen küçük zümreyi toplum zanneden ve bu yüzden asıl toplum dinamiklerini yakalayamayan, buldukları çözüm toplum dinamiklerinden çok uzak ve hayalci olan, kendini aydın olarak addetmesine ve öyle göstermesine rağmen çaba gösteren yeni neslin çalışmalarının arkasında durmayan her aydın birey aslında günümüzde kötü birer taklitten ibarettir.


Bu taklit aydınlar sürekli olarak toplumun kendilerini anlamadıklarını, toplum eğitim seviyesinin çok düşük ve cahillerden oluştuğunu, yaşanan her sorunun asıl kaynağının sadece ve sadece toplum olduğunu söyleyip dururlar.


İşte bu taklit aydınlar, ülkenin her noktasına sirayet etmiştir.


Aileden başlayarak, eğitim hayatında, üniversitelerde, iş yerlerinde, kamu kuruluşlarında, bürokraside ve siyasette bu tarz insanların popülasyonu bir hayli fazladır.


Taklit aydınların, kötü yol göstericilerin veya gücü elinde barındıran yanlış insanların bir diğer belirgin özelliği de insanları dini, mezhebi, yakınlık ilişkisi, dili, ırkı ve cinsiyetine göre yargılaması ve açıkça ayırmasıdır.


Bu özünde mevcut toplumsal sorunları çözmeyen, aksine ayrışmayı ve liyakat sisteminin temelden bozulmasını daha tetikleyen önemli bir unsurdur.


Özetle ülkemizde günümüzde var olan tüm aydın, yol göstericiler veya güç erklerinin çok önemli bir çoğunluğu kötü ve taklit birer kopyadan ibarettir.


Gerçek aydın ise; sırça köşkünden çıkan – konfor alanını terk eden, toplumu bilen, liyakat sahibi, insan kayırmayan ve ayırmayan, inisiyatif alabilen, eleştirel gözle bakarak toplum içinden topladığı veriler ile çözüm yolları üretebilen ve onu tekrar toplum ile birlik olarak çözebilendir.


Yakın geçmişin gerçek aydınlarından Johan Vilhelm Snellman’ın da dediği gibi “İnsan bağımlı ve mantıksız doğar, eğitim ise bu ikisini de düzeltmek için tek yoldur.” Bu eğitim ışığını toplumda yakmak aydının en temel görevidir.


Tüm bu yazılanlar doğrultusunda günümüz Türk aydınları sırça köşklerinizi bırakmalı, konfor alanlarını derhal terk etmeli, elini taşın altına koymalı, üretmeli, vitrin mankenliğini bırakmalı, toplumdan kopuk çözümler bulmamalı, toplumun onların irtibatta olduğunuz sınırlı zümrelerden ibaret olmadığını bilmeli, gençleri dinlemeli ve dikkate almalı, insanları ayırmamalı, toplumsal dinamiklere uygun çözümler üretmeli, adil olmalı, topluma doğru yön vermelidirler.


Türk aydınları toplumun inanabilmesi için önce kendilerinin bu değişime inanmaları gerektiğini artık anlamalıdır.


Adil Can Kavcar

16.03.2024

Comments


İletişim

Gönderini aldım, teşekkür ederim.

Sitenin tüm hakları Akdeniz Dergi'ye aittir.

bottom of page