top of page

Bu seferki trenler insanları ölüme değil, yaşama götürüyordu.

  • Yazarın fotoğrafı: Adil Can Kavcar
    Adil Can Kavcar
  • 9 Tem 2023
  • 5 dakikada okunur

Türk Büyükelçisi Behiç Erkin, tek başına 20.000 Yahudi kökenli Türk vatandaşını kurtararak, İnsanlık tarihinin en büyük soykırımına nasıl karşı koydu?


Tarihler 1943’ü gösterdiğinde Avrupa’da ikinci dünya savaşı tüm hızıyla devam ediyordu.

Nazi Almanya’sı doğuda Rusya steplerinde ilerlemekteydi, batıda Fransa tamamı ile ele geçirilmiş ve ülke kukla Vichy hükümetinin yönetimine bırakılmış ve hatta İngiltere anakarası bombalanmaya başlamıştı.


Güneyde avrupanın tamamı ele geçirilmiş ve kuzey Afrika'da neredeyse %70 Nazi Almanyası kontrolü altındaydı.


Komşu Yunanistan ve Bulgaristan'ın da işgal edilmesi ile tehlikeyi iyiden iyiye hissetmeye başlayan genç Türkiye Cumhuriyeti, işgal altındaki Avrupa anakarasındaki ülkelerde daha önce birinci dünya savaşında görev almış ve kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş kadrodan deneyimli kişileri görevlendirmişti.


Kendisi de bu sıfata sahip olan İsmet Paşa ise ülkenin başında gelişmeleri adeta bir satranç oyuncusu gibi detaylıca takip ederek tüm hamlelerini sükunet içinde gerçekleştiriyordu.


Nazi sempatizanı faşist İtalya’nın lideri Benito Mussolini’nin Atatürk döneminde Ege Bölgesi üzerinde toprak talepleri zaten bilinen bir gerçekti.


Mevcut durumda tüm vurucu gücü ile güneyde tam hakimiyet kuran bir ittifakın parçası olan Mussolini, Nazilerin Yunanistan ve Bulgaristan'ı işgal etmesi ile Ege bölgesi üzerindeki hak talebini tekrar yinelebilirdi.


Bu noktada hükümetin tek güvencesi Naziler ile yapılan saldırmazlık anlaşması olmasına rağmen Hitler’in daha önce de saldırmazlık anlaşmasının yapılmasına rağmen savaş ilan etmeden Rusya’ya saldırmış olması da Nazilere bu konuda güven olmayacağını açıkça göstermekteydi.


Tüm bu düşünceler ile adeta kavuş gibi günler geçirilmesi esnasında savaşın dengelenmeye başladığı 1943 yılında Naziler, zaten daha önce kısım kısım gerçekleştirdikleri soykırımın şiddetini daha da arttırarak kitlesel imha politikasını uygulamaya koymuştu.


Adolf Eichmann’ın tasarladığı yöntem ile; çocuk, yaşlı ve kadın dinlemeden daha önceden tespit edilen her Yahudi kökenli insan, çeşitli alanlarda oluşturulan toplama kamplarında önce insanlık dışı şartlarda zorla çalıştırılmaya zorlanmaktaydı.


Bu insanlar çalışamaz hale geldiklerinde ise gaz odalarında sistematik olarak öldürülüyordu.

Üstelik bu kıyım sadece Almanya içerisinde değil, işgal edilen her ülke topraklarında yaşayan Yahudi kökenli vatandaşlara karşı yapılıyordu.


Almanların 22 Haziran 1940 yılında Fransa’yı işgal etmesi ile beraber kurulan kukla Vichy Hükümeti ve hükümetin başı Philippe Petain’in de destek vermesi ile soykırım Fransa toprakları içerisindeki Yahudi kökenli vatandaşlar için de başlamıştı.


Bu dönemde Türkiye’nin Paris Büyükelçisi ise Behiç Erkin’di.


Behiç Erkin, Mustafa Kemal Paşa’nın en yakın arkadaşlarından birisiydi. Askeri görevleri esnasında fiili olarak 1. Dünya savaşında (özellikle Çanakkale cephesinde) ve kurtuluş savaşında görev almış eski bir savaş kahramanıydı.


Cephe ikmal ve sevkiyatı konusunda adeta uzman sayılabilecek bir subaydı.


Disiplinli, kuralcı ve cesaretliydi. Tek başına daha önce bir çok zor görevi başarabilmişti.


Ordu’nun geri çekilmesi esnasında bile ikmal yollarını düşman geçişini engellemek için geçici olarak imha ettirebilen ve daha sonra o ikmal yollarını rahatlıkla kısa sürede de onarabilecek kadar mühendislik bilgisine sahip olan biriydi.


Çanakkale cephesindeki başarısından ötürü Almanlar onu sevmemelerine rağmen çok derin saygı duymaktalardı. Atatürk ile birlikte hem 2. Derece hemde 1. Derece demir haç madalyasına sahipti. (Bu madalyalar Almanlarda bile çok az sayıda ve seçkin kişilerde vardı.)


Tüm bu özelliklerinin yanında ise oldukça merhametliydi.


Nazilerin Fransa topraklarında başlattığı soykırımı haber aldığı ilk günden itibaren Yahudi kökenli insanları bu kıyımdan kurtarabilecek çözümleri düşünüyordu.


İlk olarak daha önce Türk vatandaşı olmuş veya Türkiye’de ikamet etmiş Yahudilere büyükelçilikte Türk vatandaşlığı verdi.


Almanların büyükelçiliği basıp evrakları ele geçirme tehditlerine karşı büyükelçiliğin kalorifer dairesinde kendisi de başta olmak üzere her personel evrakları imha etmek için nöbet tuttu.


Konu hakkında İsmet İnönü’ye de sistematik olarak bilgi aktarmaya devam ediyordu.


Doğası gereği işine karışılmasını sevmediğini çok iyi bilen İsmet Paşa ondan gelen telgrafları okuyor ve fakat yanıtlama gereği duymuyordu bile.


Behiç Bey vicdanının gereğini yapmaya devam ederken, defalarca Nazi tehdidi altında kaldı.

Büyükelçiliği çok kez basıldı, yardımcıları bile tutuklandı, ancak o hiç yılmadı.


Hatta bir süre sonra daha önce Türk vatandaşlığına geçmemiş ve Türkiye’de hiç bulunmamış Yahudi kökenli Fransız vatandaşlarına bile Türk vatandaşlığı vermeye başladı.


Bu durumu haber alan Yahudi kökenli Fransızlar büyükelçilik önünde uzun kuyruklar oluşturmaya başladı.


Konu Nazilerin kontrolünden tamamen çıkmış ve tutuklanmaya yeltenilen Yahudiler Türk Büyükelçiliğinin verdiği evrakı göstererek Nazilerin elinden kurtulmaya başlamıştı.


Bunun üzerine Fransa işgali ile görevli alman subaylar Türk vatandaşı olmasına bakılmaksızın Yahudi kökenli insanları trenlere doldurarak kamplara gönderme kararı aldı.


Karara karşı koymaya kalkan 2 Türk büyükelçilik görevlisi de binlerce insan ile birlikte trene bildirildi. Kampa doğru yola çıkan binlerce insan ve 2 büyükelçilik görevlisi ölüme doğru giderken, durum başka bir büyükelçilik çalışanı tarafından Behiç Erkin’e bildirildi.


Yapılan hareketi kendisine ve ülkesine hakaret olarak değerlendiren Behiç Bey tek başına Fransa’daki Gestapo karargahını bastı.


Yıllarca faaliyetlerini gizlice takip ettikleri (veya öyle sandıkları) insanı karşısında görev nöbetçi Alman subaylar adeta şoka uğramıştı.


Yaşlı ve savaş gazisi Büyükelçi çok sinirliydi, adeta bir şahin gibi muhatabının sıratına bakıyordu. “Derhan buraya Krug von Nidda’yı çağırın!” diyerek nöbetçi subaya bağırdı.


Ne olduğunu sormaya çalışan subayın sakinleştirici tavrına karşılık “İki ülke büyük bir krize doğru gidiyor ve sen hala bana soru sorarak zaman kaybediyorsun!” diyerek karşılık verdi.

Çaresizce von Nidda çağırıldı. Bu sırada büyükelçi oturmayı bile reddetti. Dimdik ayakta bekliyordu.


Krug von Nidda az sonra telaşlı şekilde kapıda görüldü. Bu Alman subay da diğerleri gibi hiç sevmemesine rağmen büyük başarılarından ötürü Behiç Bey’e derin bir saygı duyuyordu.


Türk büyükelçisi hiç vakit kaybetmeden lafa konuya girdi. “İki görevlim ile birlikte 2 vagon dolusu vatandaşım istasyon komutanınız tarafından trene kapatılıp gönderilmiş. Burada diplomatik bir rezalet yaşanıyor. Sizin istasyon komutanınız ne yaptığını zannediyor?”


Nidda çok rahatsız olmuştu.


Büyükelçiyi bir odaya sokmaya çalıştı.


Büyükelçi “vatandaşlarım o trenden indirilmeden buradan kımıldamıyorum!” diyerek reddetti.


“Vakit aleyhinize işliyor, birazdan Cumhurbaşkanıma (İsmet İnönü) bu durumu bildirmek üzere buradan ayrılacağım!” diyerek sözlerine devam etti.


Nidda, Behiç Bey’den bunun üzerine çok kısa müsaade istedi.


Bu sırada trende ise tam anlamıyla bir dram yaşlanıyordu. Büyükelçilik görevlileri sükûnet ve sakinliklerini korumalarına rağmen vatandaşlar oldukça tedirgindi. Üstelik elçilik görevlilerinden birisi olan Sadi İşcan’da Yahudi kökenliydi.


Trende bunlar yaşanırken Büyükelçi ise muhatabını hala ayakta bekliyordu. Bir süre sonra Nidda geldi.


Nidda’nın “İsterseniz siz burada beklemeyin biz size bilgi verelim.” demesine Behiç Bey yanıt bile verme gereği duymamıştı.


Çok sinirliydi.


Behiç Bey’in konuşmaması üzerine Alman karargahında tam bir sükunet hakimdi.


Bir süre sonra bir telefon sessizliği bozdu.


Nidda “Behiç Bey görevlileriniz trenden indirilecek tren durduruldu.” Dedi.


Behiç Bey “Vatandaşlarım?” diye ekledi.


Nidda Türk vatandaşı olanlarda indirilecektir diyerek söze devam ederken, büyükelçi Alman subayın sözünü “Hayır tüm insanlar inecek, hepsi benim vatandaşlarım!” diyerek sözü kestirip attı.


Alman karargahında tam bir sinir harbi vardı.


Bunun üzerine Nidda derhal treni durdurun ve geri gönderin emrini verdi. Sonrada büyükelçiye dönerek “Ben sizi kapıya kadar geçireyim ekselans.” Dedi.


Fakat Türk büyükelçisi çok netti, gök gürültüsü gibi salonda patlayan sesi ile “Ben mesela hallolana kadar hiçbir yere gitmiyorum!” dedi muhatabına.


Çaresizce tekrar susuldu.


Tren kalktıktan yaklaşık 6 saat sonra nihayet durdurulurken vagondaki insanlar olanlardan habersizce kamplara geldiklerini düşünerek irkildiler.


Bu sırada 2 büyükelçilik görevlisi de vatandaşları vermemek için kapıların önüne geçerek onlara siper olacaklardı. Kapı açıldığında da son kez mücadele edecekleri konusunda fikir birliğine varmışlardı.


Nihayet kapı açıldı. Alman subay “iki Türk görevlisi kim?” diye sordu. Necdet Kent “Biziz diye karşılık verdi.”


Yüksek rütbeli SS Subayı “Siz aşağıya inin.” Demesine karşılı Necdet Kent “olmaz, inmiyoruz, bizim burada olmamızın asıl amacı vatandaşlarımızın haklarını korumak, bu insanlar geri gönderilmedikçe inmiyorum!” dedi.


Uzun boylu Alman subay “Bunlardan hangisi sizin vatandaşınız?” diye ekledi.


Necdet Bey hepsinin Türk vatandaşı olduğunu muhattabına iletti. (Büyük çoğunluğu Türk vatandaşı olmamasına rağmen)


Alman subay çaresizce trendeki tüm insanların trenden indirilmesi emrini verdi. Hayvan vagonlarına koyulan insanlar trenden inerken Alman subaylar gözden kayboldu.


Vagondan inen insanlar Sadi ve Necdet Beylerin etrafında kümelenmişti. Necdet Bey olanlara inanamıyordu. Sadi Bey ise Necdet Bey’e sarılmıştı. İkisi de ağlıyordu.


Haber Alman karargahındaki Behiç Bey’e telgraf ile bildirildiğinde yorgun kahraman muhatabının yüzüne kurt bir gülümseme ile bakarak “Danke, Krug von Nidda!” dedi.


Arkasını dönüp gidecekken bu kez Alman muhatabı onun yolunu kesti. İzin isteyerek söze başladı :


“1. Dünya savaşında Osmanlı’daki Alman subaylar sizi ne kadar sevmediklerinden ama bir o kadar da saygı duyduklarından bahsediyorlardı. Bende kanaat getirdim ki demir haç madalyası doğru adama verilmiş.” Diyerek bu sefer büyük elçiye esas duruşta asker selamı vererek uğurladı.


Yanlışa karşı sadece bir adamın bile itiraz etmesi sonucunda soykırımdan 20.000 Yahudi kökenli insan kurtulmuştu.


İleriki dönemde de bu insanların Fransa’da daha fazla tehlike altında olmaması adına vatandaşlık verilen neredeyse tüm Yahudi kökenli insan bu sefer Türk trenleri ile Türkiye’ye taşındı.


Bu seferki trenler önlerindeki ay-yıldızlı bayraklar ile insanları ölüme değil, yaşama götürüyordu.


Büyükelçinin trenlerine selam olsun!


Adil Can KAVCAR, Denizli, 09.07.2023

コメント


İletişim

Gönderini aldım, teşekkür ederim.

Sitenin tüm hakları Akdeniz Dergi'ye aittir.

bottom of page