21. Yüzyılın yeni salgını: Dijital tembellik
- Adil Can Kavcar
- 5 Haz 2024
- 5 dakikada okunur
Günümüz dünyasında teknolojinin bize sağladıklarıyla birlikte hemen her şeye çok kolay ulaşılabiliyor olmamız bir gerçektir.
Peki bu dijital kolaylık aynı zamanda zihnimizi sistematik bir tembelliğe de itebilir mi?
Günlük yaşantımızda merak ettiğimiz her konuyu anında “google’lamak” beyin fonksiyonlarımızı ne derecede etkiliyor?
Gelin bu konuyu örnekler ışığında detaylıca ele alalım.
İçinde bulunduğumuz çağ bilişim çağı olarak adlandırılıyor.
Bilişim çağı, ekonomik sınıf ayırt etmeksiniz hemen her kesimin ama doğru ama yanlış biçimde kolayca bilgiye ulaşmasını sağlayan internetin 1989’da günümüzdeki kullanılan haline evirilmesi ile birlikte başladı.
1989’dan itibaren internet bağlantısıyla daha önceden orta ve alt kesimin kullanımına sunulan ev tipi bilgisayarların dünya ile bağlantısı kuruldu.
Her evde bulunan bilgisayarların internet sistemi sayesinde dünyaya açılması, 1950’lerden bu tarihe kadar devam eden büyük ve kararlı çalışmaların tümünün en büyük meyvesiydi.
Bu gelişme neticesinde bilgiye ulaşım çok ama çok kolay bir hale geldi.
1997 yılında ise 90’ların en büyük cep telefonu üreticileri Ericsson ve Nokia’nın piyasaya aynı anda sürdükleri GS88 ve 9000 serileri ile artık cebimize sığabilecek kadar küçük mobil telefonlarında internete bağlanabileceğini kanıtladı.
Daha sonrasında internete bağlanabilme özelliğine sahip cep telefonları ve bilgisayarların fiyatlarının ucuzlaması ve bunlara hizmet sağlayan internet operatörlerinin daha yaygın hale gelmesi ile bilgiye erişim oldukça sıradan bir hale geldi.
Bilenin değerli olduğu ve bilgisinin önünde büyük bir sır perdesi çektiği eski dünyanın yerine kurulan yeni dünyada bilginin önündeki kasvetli sır perdesini yırtılıp bir kenara atıldı.
Bu andan itibaren artık bilgi mahremiyeti kalmadı. Öğrenilen bir bilgi kısa bir süre içerisinde dünyanın öteki ucuna aktarılabilir hale geldi.
Az zamanda gerçekleşen bu değişime ayak uyduramayan ve know-how merkeziyetinde yaşamlarına devam eden birçok dünya devi firma batmaktan kurtulamadı.
Dünyada yaşanan büyük çaplı değişim ile bilgiyi saklamaktan çok bilgiyi doğru kişiler ile daha hızlı ve verimli ve spesifik olarak kullanabilenler daha değerli hale geldi.
Değişim insanların günlük rutinine de derinden etki etti.
Özellikle daha büyük saklama alanına sahip ve işletim sistemine sahip dokunmatik telefonların hayatımıza girmesi ile eskiden ayrılmaz bir parçamız olan kol saatlerinin, alarmlı ev tipi saatlerin, ev telefonlarının, el fenerlerinin, sözlüklerin, cep haritalarının, fotoğraf makinelerinin, video kameraların, walkman veya mp3 çalarların, hesap makinelerinin, cüzdanların, takvimlerin, telefon rehberlerinin, not defterlerinin, kartvizitlerin, kalemlerin, cetvellerin, ölçüm aletlerinin, televizyonların ve hatta neredeyse bilgisayarların sonu geldi.
Tüm bu cihazlar, akıllı telefonun gelişi ile hayatımızdan sessizce çekildi.
İlk bakışta yaşanan bu gelişmeler ile elde ettiklerimiz bizim ve çevremizde akıp giden hayatın tamamıyla kolaylaştırmış gibi görünse de teknolojik dünya ile belirli süre geçirmemiz ile aslında bu durumun önemli bazı sorunlara da gebe olduğunu ortaya koydu.
Zihnimizin yerine düşünebilen, yorumlayan, çözüm bulan ve bilen bir dijital cihaz zaman içerisinde bizi tam olarak hakimiyeti altına aldı.
Zihnimizin hiçbir çaba göstermeden kısa sürede, büyük bir kolaylık ile elde ettiği ve asla tekrar etme gereği duymadığı her bilgi Hermann Ebbinghaus tarafından ortaya atılan “unutma eğrisi” teorisine göre yine kısa zamanda unutulmaya mahkûm hale geldi.
Görsel zekânın insan yaşamında büyük öneme sahip olduğu ve insan zihnini kısa sürede derinden etkilediği kanıtlanmış bir gerçektir.
Eskiden var olup sonradan kaybettiğimiz bazı rutinlerimizden bazılarını aşağıda örneklersek:
Navigasyonun var olmadığı zamanlarda yaşayan insanlar bir yeri bulabilmek için çevrede orayı çağrıştıracak diğer benzerinden görsel veya işitsel olarak farklılık gösteren diğer nesnelerden yardım almaktaydı.
Yerini bulacağı bölgeyi bilmese dahi bölgeyi daha iyi analiz etmiş bir bilenden muhakkak yardım alma ihtiyacı duyardı.
Burada ona yardım edecek kişi de muhakkak çevrede bulunan bazı simgesel görsellerden yardım alarak bilmeyen kişiye gideceği yolu tarif edebilmekteydi.
Ancak şimdilerde dünyanın öteki ucunda olsak dahi aracımıza bindiğiniz anda akıllı telefonlarınızdan veya araç navigasyonundan açtığımız basit bir harita ile gideceğimiz yeri sadece ekrandaki ok yönlendirmesine bakarak çok kısa ve kolay biçimde bulabilmekteyiz.
Bu durum görünürde büyük bir kolaylık olmasına karşın bizi ekrana kilitleyerek görsel ve işitsel duyularımızı neredeyse kapatmamıza sebep olmakta ve çevrede olup biteni veya değişiklik gösteren şeyleri göremememize sebep olmaktadır.
İnsan beyni merkezli başka bir örnek ise bir dilden başka bir dile tercüme yapabilme becerisidir.
Dünya’da insan beynini en çok zorlayan ve en meşakkatli işlerinden birisi olarak bilinen tercüme yapma eylemi günümüz teknolojisi ile neredeyse bitme noktasına gelmiştir.
Daha önceki süreçte bin bir zorluk ile yapılan çeviri işlemleri esnasında bilinmeyen kelimelerin bulunması için kullanılan sözlükler içerisinden kelime bulabilmek oldukça zor ve uğraş gerektiren bir işlem olduğu için insan beyni ilk kez sözlükten bulunan bir sözcüğü tekrar aynı uğraş verilmesin diye kolay kolay unutmamaktaydı.
Fakat şimdilerde bırakın dijital sözlüğü kullanarak beyni tembelleştirmeyi, tercüme işlemleri bile komple “Google Translate” gibi yazılımlar kullanılarak saniyeler içerisinde yapılabilir hale geldi.
Ancak kullanılan bu uygulamalar ile birlikte hayatımıza giren kolaylığın yanı sıra beynin en önemli öğrenme merkezlerinden birisinin de körelmesi gibi bir tehlike baş göstermeye başladı.
Her an elimizin altında bulunan cep telefonunun hesap makinesi özelliği ile aritmetik zekâmız geriledi. Eskiden küçük bir hesabı yapabilmemiz için yardım alabileceğimiz tek şey sadece beynimiz iken şimdi onu kullanmadan basit bir hal aldı.
Artık hemen her şeyi dijital ortamda tuttuğumuz için not alma kültürümüz köreldi. Eskiden özellikle iş hayatında önemli anekdotları unutmamak için günlük rutinimiz içerisinde büyük öneme sahip olan not tutma alışkanlığı yerini sesli notlara veya dokunmatik klavyelere bıraktı.
Biraz komik gelebilir ama klasik ve üzerinde roma rakamları bulunan duvar saatlerinin yerine saate bakma ihtiyacı duyulan her anda telefona bakılması sebebi ile yeni nesil roma rakamları ile olan ilişiğini yitirdi.
Kol saatleri eski dönemlerde zamanı kontrol edebilmek için bir gereklilik iken şimdilerde sadece şıklık göstergesi aksesuarlar haline geldi. Kolunda saat olan birçok kişi bile kendilerine saat sorulduğunda refleks olarak ilk önce telefonuna bakar oldu.
Haber alma kaynaklarımız değişti eskiden her sabah işe giderken köşedeki gazeteciden alınan gazeteler yerini “twitter” ve internet gazetelerine bıraktı.
Alışveriş alışkanlığımız değişti. Birçoğumuz pandemi sonrasında sanal marketlerin arttığını söylese de aslında pandemi öncesinden başlayarak markete, pazara veya mağazaya giderek alışveriş yapma alışkanlığını yerini elini telefon uygulamaları üzerinden alışveriş yapmaya bıraktı.
Bugün özellikle COVID etkisi ile iptal edilen birçok fuar dijital ortamda rahatlıkla yapılabiliyor.
Daha öncesinde güven tazelemek adına iş dünyasında belki de dünyanın öteki ucuna bin bir zorlukla yapılan rutin müşteri ziyaretleri artık internet ortamından rahatlıkla gerçekleştirilebiliyor. Bu her ne kadar ikili ilişkilerin gerilemesine sebep olsa da birçok alanda günümüzde uygulanan etkisi ispatlanmış önemli bir avantaj olarak göze çarpıyor.
Arşivcilik kültürü bile kütüphane raflarından bilgisayar dosyalarına evirildi. Eskiden çok ama çok zor bulunabilen kitapların birçoğunun dijital kopyaları artık ona sahip olan devlet veya özel kütüphanenin internet arşivinden oldukça cüzi meblağlara pdf olarak sağlanabiliyor.
Açıkçası yeni dijital çağ çok kısa sürede büyük bir etki göstererek insanoğlunun hayatına pat diye girdi.
Ancak adaptasyonun bu kadar kısa sürede olması da aynı zamanda yeni nesil cihazları hayatımıza sokan mühendis ve girişimci topluluklarının insanların alışkanlıklarını ve rutinlerini ne kadar iyi analiz ettiği ve onların taleplerine direk ve en kısa yoldan çok iyi biçimde karşılık verdiği gerçeğini de ortaya çıkarttı.
Özetle içinde yaşadığımız bilişim çağı olarak adlandırılan 21. yüzyılda teknoloji hayatımızın değişilmez bir parçası haline geldi.
Ama isteyerek ama istemeyerek hepimiz bir şekilde artık bu teknolojik mega köyün içinde yoğurulmaya mahkumuz gibi görünüyor.
Teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar tabii ki göz ardı edilemez, fakat tüm bu kolaylıkların aynı zamanda düşünce sistemimizden götürdükleri ve beynimizi belirli oranda tembelleştirdiği de açık.
Bu noktada konu üzerine araştırma yapan uzmanların görüşüne kulak vermek en doğrusu gibi görünüyor.
Onlara göre dışarıda başka bir dijital bellekte hazır bilginin var olduğunu bilen beyin o bilgiyi rahatça unutma eğilimine gidebiliyor. Tam da bu noktada belirli aralıklarla bilginin basılı bir kaynaktan alınmasının, imkân olsa bile bazı rutinlerimizi hala manuel olarak gerçekleştirilmesinin, en azından birkaç kalemde yapılacak olan alışverişlerin fiziki olarak yapılmasının zihin tekrarı ve hafıza gelişimi açısından iyi olabileceği de başlıca uzman tavsiyelerindendir.
Adil Can Kavcar
04.06.2024
Comments