19. Yüzyılın Savaş Tüccarı “Basil Zaharoff”
- Adil Can Kavcar
- 28 Haz 2022
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 14 Eki 2022
1800’lü yılların başında dünyada başlayan ulus milliyetçiliği akımı ile birçok millet imparatorluklardan ayrılarak bağımsızlıklarını ilan etmeye başladı.
Zaten az sayıda kalan çok uluslu imparatorluklar, yaşanan milliyetçilik akımlarından aldıkları yaraları sarma ve toprak kaybetmemek adına kendi içlerinde yer alan azınlıklara birçok imtiyazı da bu dönemde verdi.
Osmanlı İmparatorluğu da bunlardan birisiydi.
İç siyasette zayıflamış, başarısız yöneticiler tarafından yönetilmeye mahkûm bırakılmış ve ekonomik yönden ciddi olarak çökertilmeye başlanmıştı.
Özellikle saray ve eşrafı gayrimüslim tüccarların elinde oyuncak olmuştu.
Birçok alanda uzak vilayetlerin yanı sıra Anadolu coğrafyasında da gayrimüslim tebaa ciddi imtiyazlara sahipti.
O dönemde Anadolu coğrafyası içerisine sıkışmış Türk milleti ise imparatorluğun sadece tarım ve hayvancılık işlerini yürütmekteydi.
Okuma-yazma oranı diğer milletlere göre düşük olan bir noktadaydı.
Bu durumda da Anadolu içerisinde de ticaret, bankacılık, madencilik, eğitim, sanayi, demiryolları ve dolayısı ile ulaşım yani kısacası bütün katma değeri yüksek ekonomik faaliyetler olduğu gibi gayrimüslimlerin elindeydi.
Rum asıllı Basil Zaharoff böyle bir iklimde 1849 yılında Muğla’da doğdu.
Daha sonra ailesi ile birlikte İstanbul’da bugün Kurtuluş olarak bilinen semte göç etti.
İstanbul’da geçen ilk gençlik yıllarını genellikle yabancı dil öğrenerek geçirdi.
Tercümanlık yaptı, aynı zamanda da arasının çok iyi olmamasına rağmen tüccar olan dayısının yanında çalıştı.
Özellikle tercümanlık onun insanlarla olan ikili ilişkilerini geliştirmesinde oldukça yardımcı oldu.
Daha o yaşlarda cesaretli, girişken, centilmen ve maceraperestti.
Dayısıyla ortak olduklarını gösteren bir belgeyi kendisine dayanak göstererek hakkı olarak gördüğü hatırı sayılır bir parayı dayısından çaldı.
Londra’ya kaçtı.
Londra’da da rahat durmadı, 24 yaşında usulsüz ticari faaliyetlerde bulunmaktan ötürü hakkında davalar açıldı.
Fakat millet olarak birbirine oldukça bağlı olan Rumlar kendi aralarında topladıkları kefaretler ile Zaharoff’un yargılanmasını engellediler.
Dava sonuçlanmadan onu Atina’ya kaçırdılar.
Buradan Kıbrıs’a geçti.
Ateşli silahlar ile ilk kez Kıbrıs’ta tanıştı.
Zaten ticarete yatkın olduğundan İngiliz askerlere askeri malzeme satma konusunda hiçte zorluk çekmedi.
Bu küçük ticaret onu 20’li yaşların sonunda bölgesel çapta bir üne kavuşturdu.
Yakaladığı ünle o dönemde önde gelen silah şirketlerinden birisi olan Nordenfeldt firmasının Balkan bölge temsilciliğine kadar yükseldi.
Şirket dünyanın ilk denizaltısını da üretmekteydi.
Zaharoff ikna kabiliyeti yüksek biriydi, nerede kime nasıl yaklaşacağını çok iyi biliyordu.
Şirketin ürettiği bu denizaltılardan birisini önce yeni kurulan ve Ege denizinde Osmanlı’ya karşı donanma üstünlüğü sağlamak isteyen Yunanistan’a sattı.
Sonra Yunanistan’ın bu denizaltıyı alarak Ege’de ciddi deniz gücü elde ettiği hususunda Osmanlı yetkililerini ikna etti.
Osmanlılara da aynı denizaltını sattı.
Yetmedi.
Bu sefer aynı yöntem ile Rus yetkilileri ikna ederek bir denizaltı da Ruslara sattı.
İşin en ilginç ise yanı her ülkeye aynı denizaltını farklı fiyatlarda ve farklı adetlerde satmış olmasıydı.
Dünya’da gelişen teknoloji ile silah firmaları da ardı arkasına yeni model ürünler üretmekteydi.
Zaharoff piyasanın nabzını iyi tutuyordu, alanında en az kendi şirketi kadar başarılı Amerikalı Maksim silah şirketi ile kendi şirketinin 1888 yılında ortaklık kurmasını sağladı.
Ortaklığın belli bir süre sonra bitmesi ile Zaharoff Maksim şirketinde kariyerine devam etti.
Hemen hemen dönemin tüm savaşlarında taraf devletlere şirketi üzerinden birçok silah satışı gerçekleştirdi.
Sadece silah satmak bir süre sonra onun için yetersiz kalacaktı.
İşte tam bu noktada o servetine servet katmak için savaş çıkaran kişi olmayı seçti.
O dönemde dünya kamuoyu savaş baronları ve belli başlı siyasilerin elindeydi.
Para ve çevresini kullanarak siyasiler ve savaş baronları ile çok iyi ilişkiler kurdu.
Bu bağlantılar sayesinde dünyanın herhangi bir yerinde bir savaşı başlatmak, yönlendirmek, alevlendirmek ve bitirmek onun için artık çocuk oyuncağıydı.
1900’lerin başında ise özellikle ırksal nedenlerle hayranlık duyduğu Yunanistan’ın tüm üst düzey siyasileri ile arkadaştı.
Balkan savaşının başlangıcından önce Yunanistan’ı savaşa teşvik etmek için kendi servetinden 2.500.000 sterlin bağışta bulundu.
1. Dünya savaşının patlak vermesi ve yıllarca sürmesi ile Zaharoff siyasal ve ekonomik olarak dünyanın sayılı insanlarından birisi haline geldi.
Bu dönemde Lloyd George ile tanıştı, İngiliz, Fransız ve İtalyan hükümetleri ile oldukça yakın ilişkiler kurdu.
Savaşın sonuna doğru neredeyse tüm Avrupa’yı avucunun içerisine almıştı.
1915 yılında Yunan Ordusu’nu baştan aşağıya donattı.
Öyle ki bir süre sonra Yunan hükümeti adına alınacak olan silah ve mühimmatların resmi görüşmelerine katılır oldu.
Büyük savaş sebebi ile ekonomik açıdan zorda olan müşterilerine destek olabilmek için 1918’de Banque de la Seine’yi satın aldı.
Dünya savaşı esnasında Zaharoff bilindiği kadarı ile 50 milyon franktan fazla bir para ile müttefiklere destek oldu.
Bu destek tabii ki karşılıksız değildi.
Savaş sonrasında İzmir ve çevresinin Yunanlılara verilmesi konusunda müttefikler üzerinde ciddi baskılar kurarken yapmış olduğu yardımları da arada dile getirmekten çekinmedi.
Dünya savaşının sona ermesi ile finansal olarak dünyada ibre silah satışından petrol ticaretine dönmeye başlamıştı.
İngilizler Musul’u işgal etti.
Bu Zaharoff için yeni bir dönem demekti.
Hemen uyum sağladı.
Yunanistan’ın Trakya üzerinde petrol faaliyetlerini destekleyen çalışmalara başladı.
Lloyd George ile olan ikili ilişkilerini bu konuda çok iyi kullandı.
Zaharoff’un çabaları ve oluşturulan kamuoyu ile Serv Antlaşması neticesinde Trakya ve İzmir Yunanlılara verildi.
Fakat onun bu çıkışları ve sivrilmesi İngiliz hükümetinin bazı ağır topları tarafından da tepki ile karşılanmaya başlandı.
Sadece İngiltere’de değil müttefik diğer ülkeler olan Fransa ve İtalya’da da Zaharoff’a karşı olan muhalefet günden güne artıyordu.
Bazı muhalif İngiliz gazetelerinde Lloyd George’nin ülkesinin doğu politikasını Zaharoff ile planladığına dair söylemler dahi çıkmaya başladı.
Sonrasında Anadolu’da başlayan Millî Mücadele döneminde kralcı olmamasına rağmen, Yunanistan Kralını Anadolu’da başlayan savaş konusunda destekleyeceğini beyan etti.
Yunanistan’ın İzmir’e girmesi ile birlikte orada da ticari faaliyetlerine başlayan Zaharoff ilk önce İyonya Bankasını kurdu.
Buradaki asıl amaç Batı Anadolu’da kurularak tüm gücü ile kendisine hizmet edecek olan İyonya Devleti’ni finanse etmekti.
Finansal çıkarları Yunanistan’a olan duygusal bağına karşı ağır geliyordu.
Batı Anadolu’da Yunanistan’ın doğrudan hakimiyeti onun çıkarları ile ters düşmekteydi.
Bunun yerine Zaharoff’un finansörlüğünde kurulacak bir kukla devlet, onun çıkarlarına daha iyi hizmet edebilirdi.
Bu faaliyetinden hemen sonra Osmanlı’nın tersanelerine gözünü dikti.
Tersaneler üzerinde bazı imtiyazlar sağlamak adına el altından İstanbul Hükümeti, Müttefikler ve Yunanistan ile görüşmeler gerçekleştiriyordu.
Fakat kendisinin yapmış olduğu hatırı sayılır Anadolu yatırımı ve bölge ile ilgili hayalleri Türk süngüsü ile yerle bir edildi.
Türk zaferi sonrasında başlayan Mudanya görüşmeleri esnasında Yunan ordusunun tekrar finanse edilmesi ve toparlanması projesini yürütmeye çalıştı.
Ancak bu girişim, Mudanya’da ateşkesin imzalanması ve müttefiklerin artık başka bir çatışmaya meyilli olmaması sebebiyle başarısızlıkla sonuçlandı.
Mustafa Kemal’in İzmir’e girmesi ve akabinde Yunanistan’da gerçekleşen askeri darbe ile Anadolu macerası sadece Yunanistan için değil, aynı zamanda Zaharoff için de noktalandı.
1870 ve 1923 arasında gerçekleşen hemen her savaşa, antlaşmaya veya çatışmaya muhakkak bir taraf olarak katıldı.
Birçok ülkeyi siyasilerini kullanarak kendi isteklerine doğru yönlendirdi.
İngiltere’de “Sir” unvanı aldı, Fransa bu ölüm tacirine Legion d’Honneur Yüce Haçı’nı verdi.
Dünyanın 1923 sonrasında geçici olarak barış dönemine girmesi ile birlikte Zaharoff etkisinden kurtulan Fransa ile ilgili bazı gazeteler “ne mutlu Fransız siyaseti bağımsızlığını Zaharoff’dan geri kazanmıştır.” manşetlerini dahi atmıştı.
Ömrünün geriye kalan kısmını Monte Carlo’da geçirdi.
Bu arada son dönemlerde kaybettiği parayı, kumarhane sektörüne girerek yeniden kazanmaya çalıştı.
Yapmış olduğu silah ticaretini, petrol faaliyetlerini, kurduğu siyasi ilişkilerini ve en son girdiği kumarhane sektöründeki faaliyetlerini hayırseverlik kisvesi altında örtmeye çalıştı.
27 Kasım 1936’da Monte Carlo öldüğünde, yaşadığı şaşalı günlerde yanında olan büyük kalabalıkların aksine cenazesine az sayıda insan katıldı.
Comments